Görsel: ABD’nin kararı, Hürmüz Boğazı konusunda İran ile Umman arasında yürütülen görüşmelerin geleceğine ve bu yeni yaptırımların müzakereleri rayından çıkarıp çıkarmayacağına ilişkin soru işaretleri doğuruyor. [Getty]
Herkes, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı konusunda yürütülen görüşmelerin sonucunu beklerken ve olası bir uzlaşmanın Tahran ile Washington arasında tıkanmış olan diplomasinin yeniden ilerlemesine yardımcı olmasını umarken, ABD Başkanı Donald Trump 20 Ağustos Perşembe sabahı İran’a karşı şimdiye kadarki en güçlü ekonomik operasyonun başlatıldığını duyurdu.
ABD’nin bu kararı, İran-Umman görüşmelerinin Hürmüz Boğazı konusundaki geleceğine ve yeni yaptırımların bu görüşmeleri rayından çıkarıp çıkarmayacağına ilişkin soruları gündeme getiriyor.
Amerika Birleşik Devletleri çarşamba günü, şu anda İran’la herhangi bir müzakere yürütmediğini açıkladı ve Hürmüz Boğazı’ndan çok büyük miktarda petrolün geçtiğini belirtti.
İran ise ABD’nin yeni kararına karşılık verdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, perşembe günü X’te yaptığı paylaşımda, “başarısız olmuş politikalarda” ısrar etmenin yalnızca daha fazla başarısızlığa yol açacağını ve İranlıların düşmanlığını beraberinde getireceğini söyledi.
Arakçi ayrıca, “ABD’nin ekonomik terörizminin” küresel ekonomiyi ve dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin ulusal egemenliğini tehdit ettiğini belirtti.
Uluslararası İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kazım Garibabadi de X’te yaptığı paylaşımda, “Askerî savaşın etkisiz olduğu kanıtlandı; şimdi ise sıradaki yenilgiye ekonomik savaş adını verdiler” dedi.
ABD’nin bu yeni hamlesi, İran Dışişleri Bakanı’nın 17 Ağustos’ta Türk mevkidaşı Hakan Fidan’la yaptığı telefon görüşmesinde, ülkesinin gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan “güvenli” bir şekilde geçebilmesi için uygun bir güzergâh belirlenmesi konusunda Maskat’la görüşmeleri sürdürmekte kararlı olduğunu teyit etmesinin ardından geldi.
Arakçi, İran gazetesi Shahrara News’e verdiği röportajda da Umman’la müzakerelerin sürdüğünü belirterek, bunun gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişinde kullanılacak denizcilik güzergâhlarının belirlenmesine ilişkin teknik ve uzmanlık gerektiren bir süreç olduğunu söyledi.
Daha önce mevcut olan güzergâhların artık geçerli olmadığını ve yeni bir güzergâhın belirlenmesi gerektiğini açıklayan Arakçi, ilerleyen aşamalarda nihai güzergâha dönüşecek geçici bir rota tasarlamak üzere çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
“Yakında bir sonuca ulaşabiliriz; ancak şunu vurgulamam gerekiyor ki bu müzakereler ile Hürmüz Boğazı’nın açılması meselesi birbirinden tamamen ayrı iki konudur” diyen Arakçi, boğazın açılmasının, bunun gerçekleşmesi için ABD’nin yerine getirmesi gereken başka şartlara bağlı olduğunu da belirtti.
İran-Umman görüşmeleri hangi aşamada?
İranlı uzman Ali Kalehki, The New Arab’a yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bu ayın başlarında İran’ın Dini Lideri Mücteba Hamaney ile görüşmesinin ve Tümgeneral Muhsin Rızai’nin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğine atanmasının ardından İran’ın Hürmüz Boğazı konusundaki tutumunun “daha saldırgan” hâle geldiğini söyledi.
Boğazın ancak İran’ın, yeniden açılması karşılığında çeşitli alanlardaki haklarını geri kazanabilmesi hâlinde açılacağını sözlerine ekledi.
İran’ın, boğazdan geçen gemilerden ücret alınması ve bu gemilere hizmet sağlanması için bir sistem oluşturmak istediğini belirten Kalehki, boğazdan geçiş güzergâhının “tamamen İran’ın oluşturduğu bir mekanizmaya dayanacağını ve kuzey tarafından geçeceğini; bunun da Amerikalıların hoşuna gitmeyen bir durum olduğunu” savundu.
İranlı uzman, Hürmüz Boğazı konusundaki müzakerelerin “şu anda askıya alınmış durumda” olduğunu ve bu müzakere sürecini “sekteye uğratan başlıca tarafın” Amerika Birleşik Devletleri olduğunu açıkladı.
İran-Umman müzakerelerinde, Hürmüz Boğazı’na girişin İran güzergâhından, yani İran karasularından yapılacağı; çıkış veya dönüş güzergâhının ise yüzde 60’ının Umman güzergâhından, yüzde 40’ının İran güzergâhından geçeceği bir denizcilik rotasının oluşturulmasının görüşüldüğünü belirtti.
Kalehki’ye göre İran tarafı daha sonra dönüş güzergâhının da tamamen İran rotasından geçmesi konusunda ısrar etti ve Umman da bunu kabul etti.
Ancak ABD’nin kısa süre önce Umman’ı bombalamakla tehdit etmesi, sonuçta Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik güzergâhına ilişkin yeni anlaşmanın sekteye uğramasına yol açtı.
Kalehki, Hürmüz konusunda bir anlaşmaya varılmasının “şu anda Tahran açısından en uzak ihtimal olduğunu; ancak ABD İran’ın şartlarını kabul ederse —ki bu pek olası görünmüyor— boğaz konusunda bir anlaşmaya varılacağını” söyledi.
Bu şartlarla ilgili olarak İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçen salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin geçen haziran ayında imzalanan mutabakat zaptındaki taahhütlerini yerine getirmediği sürece Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını söyledi. Bu taahhütler arasında ablukanın kaldırılması, dondurulmuş fonların serbest bırakılması, petrol yaptırımlarının kaldırılması, tüm cephelerde tehditlerin ve askerî operasyonların sona erdirilmesi ve “Washington’ın taahhüt ettiği diğer şartların” yerine getirilmesi bulunuyor.
Kasım’dan sonra savaş mı?
İran-ABD ilişkileri uzmanı İsfendiyar Hodai, TNA’ya yaptığı açıklamada, ülkesinin bu kozunu kaybetmek istemediği için boğazı kapalı tuttuğunu söyledi.
İran’ın ABD üzerinde baskı kurmaması hâlinde yaptırımların kolaylıkla devam edeceğini, ablukanın süreceğini ve İran’ın savaş ve saldırı tehdidine açık hâle geleceğini belirtti.
Hodai, bu nedenle Tahran’ın boğazı bir baskı aracı olarak kullandığını ifade etti. İran’ın Hürmüz Boğazı konusunda müzakere ettiği tarafın yalnızca Umman olmadığını da belirterek, diplomatik kanalın kapanmaması açısından Umman’la yürütülen diplomasinin “önemli” olduğunu söyledi.
Bu müzakerelerde asıl tarafın Amerika Birleşik Devletleri olduğunu vurgulayan Hodai, ABD’nin İran’ı ekonomik açıdan tecrit etme kararı ile Tahran ve Maskat arasında Hürmüz Boğazı’nda yeni bir denizcilik güzergâhı konusunda yürütülen görüşmeler arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğu görüşünü ise reddetti.
ABD kararının bu müzakereler üzerindeki etkisine ilişkin olarak Hodai, bunun İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırmasına yol açacağını söyledi.
“Karar, gıda veya ilaç taşıyor olsa bile hiçbir geminin ulaşmaması yönündeyse, İran’ın boğazı açması için hiçbir sebep yoktur” diye ekledi.
ABD’nin İran’la Umman veya başka taraflar aracılığıyla yürüttüğü müzakerelerin “bir çözüme ulaşmayı amaçlamadığını; aksine meşruiyet kazanmayı ve Washington’ın ‘İran’la müzakere ettik ancak karşı taraf cevap vermedi, müzakereye veya anlaşmaya varmaya hazır değildi’ diyebileceği bir ortam oluşturmayı amaçladığını” açıkladı.
Bu doğrultuda Hodai, ABD’nin kasım ayındaki ön seçimlerin ardından İran’la yeniden savaşa girmesini beklediğini belirterek, İsrail lobisinin Trump’ın başkanlık döneminden yararlanarak İran’a karşı yürütülen girişimi tamamlamaya çalıştığını söyledi.
Lobinin Trump sonrasındaki dönemden ve ABD’nin odağının Orta Doğu’dan Doğu Asya’ya kaymasından endişe ettiğini ifade etti.
Bu bağlamda İran-ABD ilişkileri uzmanı, The New Arab’a yaptığı açıklamada, ABD yönetiminin “İran’ın ekonomik tecridi” olarak adlandırdığı şeyin “yeni bir durum olmadığını” söyledi. İran’ın hâlihazırda yıllardır yürürlükte olan azami yaptırımların yanı sıra deniz ablukası ve ekonomik savaşla da karşı karşıya olduğunu belirtti.
Trump’ın istediği şeyin, gerilimi mümkün olan en üst seviyeye çıkarmak ve böylece ilaç ve gıda gibi bugüne kadar nispeten muaf tutulan ürünlerin de kısıtlamalara dahil edilmesini sağlamak olduğunu değerlendirdi.
Asıl hedefin, mevcut deniz ablukasını kapsamlı bir ekonomik savaşa dönüştürmek ve yaptırımları en üst noktaya taşımak olduğunu açıkladı.
Kaynak: The New Arab



