Güney Amerika ülkesi Bolivya’da yaklaşık iki aydır devam eden hükümet karşıtı protestolar yeni bir aşamaya girdi. Devlet Başkanı Rodrigo Paz, 20 Haziran’da ülke genelinde olağanüstü hâl ilan ederek orduyu sokaklara çıkardı ve protestocuların kurduğu yol blokajlarını kaldırmak için güvenlik güçlerine geniş yetkiler verdi.
Protestolar ilk olarak hükümetin tartışmalı toprak reformu planına karşı başlamıştı. Ancak zamanla gösteriler daha geniş bir ekonomik ve siyasi hoşnutsuzluğun ifadesine dönüştü. Yakıt kıtlığı, artan hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve ücret talepleri binlerce kişiyi sokaklara çıkardı.
Göstericiler ülkenin birçok bölgesinde ana yolları kapatarak ulaşımı durma noktasına getirdi. Mayıs ayında yaklaşık 150 noktada kurulan yol blokajları, hükümet ile bazı gruplar arasında yapılan görüşmeler ve güvenlik operasyonları sonrasında 12 noktaya kadar geriledi.
Ancak yaşanan gelişmeler, krizin sona erdiği anlamına gelmiyor.
Hükümet Protestoları Kontrol Altına Aldı mı?
Son haftalarda protestoların etkisinin azalmasında birkaç önemli faktör rol oynadı.
Her şeyden önce yol kapatmaları ülke ekonomisine ciddi zarar verdi. Gıda, ilaç ve yakıt sevkiyatları aksadı. Günlük hayatın zorlaşması nedeniyle birçok vatandaş protestoların sürmesine karşı çıkmaya başladı. Özellikle ülkenin ekonomik merkezi konumundaki Santa Cruz bölgesinde kamyon şoförleri ve nakliye sektörü temsilcileri yolların açılması çağrısında bulundu.
Diğer taraftan protesto hareketi ortak bir liderlik altında birleşemedi. Öğretmenler, ulaştırma çalışanları, yerli örgütler, sendikalar ve çiftçi grupları aynı eylemlere katılmış olsa da herkesin talepleri farklıydı. Hükümet bu dağınık yapıyı kullanarak gruplarla ayrı ayrı görüşmeler yürüttü ve bazı kesimleri protestolardan çekilmeye ikna etti.
Bu süreçte hükümet, ülkenin en büyük işçi örgütü olan Bolivya İşçi Merkezi (COB) ile anlaşma imzaladı. Bu anlaşma protestoların kitlesel gücünü önemli ölçüde zayıflattı.
Ancak hareketin parçalı yapısı, aynı zamanda krizin tamamen sona ermesini de zorlaştırıyor. Çünkü hükümet bazı gruplarla anlaşsa bile diğer gruplar mücadeleyi sürdürmeye devam ediyor.
Evo Morales Faktörü Krizi Derinleştiriyor
Bolivya’daki gerilimin merkezinde yalnızca ekonomik sorunlar bulunmuyor.
Ülkenin eski devlet başkanı Evo Morales de krizin önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Morales, 2006-2019 yılları arasında Bolivya’yı yöneten ve Latin Amerika’daki sol hareketlerin en tanınmış isimlerinden biri olarak kabul edilen eski devlet başkanıdır. Özellikle yerli halklar ve koka üreticileri arasında hâlâ güçlü bir desteğe sahip bulunuyor.
Hakkında insan kaçakçılığı suçlamaları nedeniyle yakalama kararı bulunan Morales, destekçilerinin yoğun olduğu Cochabamba bölgesindeki Chaparé bölgesinde bulunuyor.
Hükümet kaynakları Morales’in yakında tutuklanabileceği yönünde açıklamalar yaparken, Morales yanlısı gruplar da buna karşı hazırlık yapıyor. Özellikle koka üreticilerinin güçlü olduğu bölgelerde yeni yol blokajları kurulabileceği ve güvenlik güçleriyle çatışma yaşanabileceği belirtiliyor.
Analistlere göre hükümetin olağanüstü hâl ilanını protestoların büyük ölçüde zayıfladığı bir dönemde gerçekleştirmesi, yalnızca yolları açma amacı taşımıyor olabilir. Bu karar aynı zamanda Morales’e yönelik olası bir operasyonun hazırlığı olarak da değerlendiriliyor.
Gerilim Hangi Bölgelerde Yeniden Patlayabilir?
Uzmanlar, önümüzdeki dönemde özellikle iki bölgenin risk taşıdığına dikkat çekiyor.
Bunlardan ilki ülkenin idarî merkezi olan La Paz. Hükümet karşıtı hareketlerin önemli bölümü burada örgütleniyor ve başkent üzerindeki baskı siyasi tavizler elde etmek açısından önemli görülüyor.
İkinci ve daha kritik bölge ise Cochabamba. Evo Morales’in siyasi kalesi olarak bilinen bu bölgede protestoların tamamen sona ermediği belirtiliyor.
Morales yanlısı gruplar, hükümetin istifasını talep etmeye devam ediyor. Bu nedenle müzakere yoluyla uzlaşma ihtimali diğer gruplara göre daha düşük görülüyor.
Son günlerde bölgede protestocular ile güvenlik güçleri arasında çeşitli gerginlikler yaşandı. Bazı olaylarda göstericilerin taş ve dinamit kullandığı, güvenlik güçlerinin ise müdahalede bulunduğu bildirildi.
Bu gelişmeler, özellikle Morales’in tutuklanmasına yönelik bir operasyon gerçekleştirilmesi hâlinde bölgede ciddi çatışmalar yaşanabileceği yönündeki endişeleri artırıyor.
ABD’nin Artan Rolü Dikkat Çekiyor
Krizin uluslararası boyutu da giderek daha fazla tartışılıyor.
Rodrigo Paz hükümeti son dönemde protestoların en sert kanadını “narko-terörist” olarak tanımlıyor. Bu söylem, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından da tekrarlandı.
Ayrıca Bolivya hükümeti ile ABD arasında uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele kapsamında 20 milyon dolarlık yeni bir iş birliği anlaşması imzalandı.
Bu gelişme, Washington’un Bolivya’daki güvenlik politikalarına daha fazla destek verebileceği yönündeki yorumları güçlendirdi. Özellikle son yıllarda ABD’nin Latin Amerika’da uyuşturucu örgütleriyle bağlantılı görülen yapılara karşı daha sert güvenlik politikalarını desteklediği biliniyor.
Bu nedenle bazı gözlemciler, hükümetin protestoculara yönelik sertleşen söylemini yalnızca iç siyasetin değil, aynı zamanda yeni güvenlik ortaklıklarının da bir sonucu olarak değerlendiriyor.
Kırılgan Sükûnet Kalıcı mı?
Şimdilik yol blokajlarının büyük bölümü kaldırılmış ve protestoların etkisi azalmış görünüyor. Ancak Bolivya’daki siyasi kriz sona ermiş değil.
Ülkenin farklı bölgelerinde faaliyet gösteren yerli örgütler, çiftçi hareketleri ve Evo Morales yanlısı gruplar hâlâ seferberlik kapasitesini koruyor. Hükümetin güvenlikçi politikaları artırması veya Morales’e yönelik bir operasyon düzenlemesi hâlinde gerilim yeniden tırmanabilir.
Bu nedenle önümüzdeki haftalarda Bolivya’daki gelişmelerin seyrini belirleyecek temel unsur, hükümet ile protestocu gruplar arasındaki müzakerelerin sürüp sürmeyeceği ve güvenlik güçlerinin sahada nasıl bir yöntem izleyeceği olacak. Şimdilik ülkede sağlanan sükûnet, kalıcı bir çözümden çok kırılgan bir ateşkesi andırıyor.




