Ekim 2025’te Myanmar’ın orta kesimlerinde bulunan Chaung U ilçesindeki bir dolunay etkinliğine cunta güçlerinin bomba atmasının ardından yaşanan panik ve çıkan yangınları gösteren video görüntülerinden kareler. Myanmar ordusu, sivilleri hedef almak ve korku salmak amacıyla paramotorlar ve jirikopterleri giderek daha fazla kullanmaktadır. Bu saldırılar yüzlerce kişinin ölümüne yol açmıştır. Fotoğraf: RFA (Radio Free Asia) 

Gece yarısından sonra ortaya çıkıyorlar; Myanmar semalarında yavaşça ilerliyorlar. Motorlu yamaç paraşütleri, parlak renkli kanatların altında asılı duran küçük metal iskeletlerden oluşan doğaçlama hava araçlarıdır. Köylerin, tarım arazilerinin, ormanların ve kıvrılarak akan nehirlerin oluşturduğu bir manzaranın üzerinde süzülürler. 

Her bir “paramotor”da iki ya da üç asker bulunur. Bunlardan biri aracı kullanırken, diğerleri bombaları taşır. Küçük ve gürültülü motor pervaneleri sayesinde gökyüzünde ilerleyen bu araçlar, alçak bölgelerdeki köylere doğru yönelir. Sonrasında motorlarını kapatarak karanlıkta alçaktan ve neredeyse sessizce süzülmeye başlarlar; ardından askerler yanlarında taşıdıkları patlayıcıları aşağıya bırakırlar. 

Ortaya çıkan yıkım anında ve son derece ağır olur. Saldırılar birkaç dakika sürebilir ve her biri 16 kilograma kadar ulaşabilen bombalar kısa aralıklarla peş peşe atılır. Evler parçalanır, okullar ve ibadethaneler yıkılır; siviller ise uykularında öldürülür ya da yaralanır. 

Köyler kısa sürede panik ve kaosa sürüklenir. Aileler karanlığın içine kaçarak canlarını kurtarmaya çalışırken, acil yardım ekipleri yaralıları bulmak için enkazı kazmaya başlar. 

Motorlu yamaç paraşütlerinin yoğun şekilde bombaladığı Sagaing bölgesinde faaliyet gösteren aktivist Lwan Thu şöyle diyor: 

“İnsanlar sığınaklara koşmaya çalışıyor. Ancak çoğu zaman yeterli vakit olmuyor. Saldırıların ardından çok sayıda ölü ve yaralı oluyor.” 

Fotoğrafta görülen türdeki motorlu yamaç paraşütleri, Myanmar ordusunun gece düzenlediği yıkıcı saldırılarda kullanılmaktadır. 
Fotoğraf: Lubos Paukeje / Alamy 

Çoğu zaman kurtarma ekipleri hâlâ enkaz altında kalanları çıkarmaya çalışırken, motorların elektrikli testereyi andıran karakteristik sesi bu hava araçlarının geri döndüğünü haber verir. “Çifte vuruş” olarak adlandırılan bu saldırılarda ikinci kez bombalar bırakılır ve ilk patlamaların kurbanlarına yardım etmek için olay yerine koşan kişiler hedef alınır. 

Sagaing bölgesindeki aktivist Lwan Thu şöyle diyor: 

“Bu yeni hava araçlarının saldırılarıyla sürekli karşı karşıyayız. Bunları her şeye saldırmak için kullanıyorlar; sivillere, hastanelere, dinî törenlere ve evlere.” 

2024 yılının sonlarında birkaç saldırıyla başlayan bu yöntem, Myanmar’daki iç savaş altıncı yılına girerken hızla ülke çapında kullanılan bir taktiğe dönüştü. 

Çatışma izleme kuruluşu ACLED’in topladığı verilere göre, 2024 yılında motorlu yamaç paraşütlerinin kullanıldığı yalnızca iki olay kaydedildi. Ancak bu sayı 2025 yılında 353’e yükseldi. Sadece bu yılın ilk beş ayında ise 100’den fazla saldırı kayda geçti. 

Myanmar ordusu 2025 yılında hava gücüne yeni bir araç daha ekledi: jirikopter (gyrocopter). Bu küçük döner kanatlı hava araçları, motorlu yamaç paraşütlerine kıyasla daha hızlı, daha yüksek irtifada ve daha uzun mesafelerde uçabilmektedir. 

ACLED verilerine göre 2025 yılında jirikopterlerin kullanıldığı 69 olay kaydedildi. 2026 yılının ilk dört ayında ise bu sayı 74’e ulaştı. Veriler, bu saldırıların yüzlerce kişinin ölümüne veya yaralanmasına yol açtığını göstermektedir. Ancak analistler gerçek can kaybı sayısının muhtemelen bundan daha yüksek olduğunu ifade etmektedir. 

Lwan Thu, yaşananları şöyle özetliyor: 

“Bu yeni hava araçlarının saldırılarına sürekli maruz kalıyoruz. Bunları sivillere, hastanelere, dinî törenlere ve insanların yaşadığı evlere saldırmak için kullanıyorlar.” 

Pakkou Halk Savunma Gücü (PPDF) ve Burma Devrim Korucuları tarafından ele geçirilen düşmüş bir cunta motorlu yamaç paraşütü (paramotor trike). 
Fotoğraf: PPDF’nin izniyle 

Myanmar’daki askerî cunta beş yıl önce iktidarı ele geçirdi. Bu süreçte yaklaşık on yıllık demokratik reform dönemi sona erdirildi ve seçilmiş hükümetin büyük bölümü hapsedildi. Darbeye karşı düzenlenen barışçıl protestolar ölümcül güç kullanılarak bastırıldı. Bu durum, askerî cunta, demokrasi yanlısı direniş grupları ve uzun yıllardır faaliyet gösteren etnik silahlı örgütler arasında ülke çapında bir çatışmanın başlamasına yol açtı. Birleşmiş Milletler verilerine göre o tarihten bu yana binlerce kişi hayatını kaybetti ve 3,6 milyondan fazla insan yerinden edildi. 

Son yıllarda direniş güçleri, ordunun kontrolündeki bazı bölgeleri ele geçirmeyi başardı. Bunun üzerine cunta, kara birliklerinin ulaşamadığı muhalif bölgeleri vurabilmek için genellikle maceracılar ve hobi amaçlı kullanıcılar tarafından tercih edilen doğaçlama hava araçlarını kullanarak hava gücünü genişletti. 

ACLED’in kıdemli Asya-Pasifik analisti Su Mon bu gelişmeyi şöyle değerlendiriyor: 

“Bu çatışmada önemli bir gelişme. Etkileri son derece yıkıcı.” 

Bir saldırıdan kurtulan bir kişi ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor: 

“Hiçbir ses duymadım… Paramotorların okula yaklaşırken motorlarını kapattıklarını sonradan öğrendik.” 

Bu hafif hava araçları, askerî savaş uçaklarından farklı olarak çok az altyapıya ihtiyaç duymaktadır. Az miktarda yakıt tüketmeleri, düşük maliyetli olmaları ve takip edilmelerinin zor olması nedeniyle erken uyarı sistemlerinden kaçabilmektedirler. Ayrıca bu araçları kullanacak askerlerin eğitimi, geleneksel savaş uçaklarının pilotlarını yetiştirmek için gereken yıllara kıyasla yalnızca birkaç gün sürmektedir. Ticari olarak kolaylıkla temin edilebilen yamaç paraşütlerinin satın alınabilmesi, cuntanın orduya yönelik silah ambargolarını ve uluslararası yaptırımları da dolaylı biçimde aşmasına imkân tanımaktadır. 

Dolunay kutlaması sırasında Chaung U ilçesine düşen cunta bombalarının ardından hasar gören ve yanan araçlar. Fotoğraf: Yebaw Hlyat Cee / Facebook aracılığıyla AFP/Getty Images 

“Cunta esasen ticari olarak satılan motorlu yamaç paraşütlerini satın alıp monte ediyor. Ardından askerleri havalandırarak havan mermilerini aşağı bırakmalarını sağlıyor.” 

Bunu söyleyen kişi, İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) araştırmacılarından Shayna Bauchner. 

Saldırıların coğrafi yayılımının giderek arttığı görülüyor. ACLED verilerine göre 2025 yılında paramotor saldırıları 42 farklı ilçede kaydedildi. 2026 yılının ilk dört ayında ise bu araçlar altı yeni ilçede daha kullanılmaya başlandı. 

ACLED’e göre her iki saldırıdan en az biri ölümle sonuçlanıyor. Bazı saldırılarda ise onlarca kişi hayatını kaybediyor. Kuruluş, 2025 yılından bu yana paramotor ve jirikopter saldırılarında en az 321 kişinin öldüğünü kaydetti. Ekim ayında bir ilkokulda düzenlenen Budist festivaline yönelik saldırıda en az 24 kişi hayatını kaybetti; bunların arasında üç çocuk da bulunuyordu. Ayrıca 61 kişi yaralandı. 

Bir görgü tanığı, insan hakları kuruluşu Fortify Rights’a şu ifadeleri kullandı: 

“(Paramotorların) ışıkları yoktu… Motor sesi de hiç duymadım. Daha sonra öğrendik ki okula yaklaşırken motorlarını kapatmışlar ve paraşütleriyle sessizce süzülmüşler.” 

Saldırının ardından bir kadın, Agence France-Presse’e şunları anlattı: 

“Çocukların bedenleri tamamen parçalanmıştı.” 

Ertesi gün hâlâ “vücut parçalarının toplandığını” söyledi. 

Ocak ayında bir jirikopter, Salingyi ilçesindeki bir hastaneyi hedef aldı. Saldırıda hastanenin başhekimi ve iki sağlık çalışanı öldürüldü. Ertesi gün başka bir jirikopter, doktorun defnedileceği mezarlığı bombaladı. 

Lwan Thu, tanık olduğu son saldırının mart ayında gerçekleştiğini söylüyor: 

“Gece yarısında hava kuvvetleri bölgeyi savaş uçağıyla bombaladı. Ardından paramotorlarla saldırdılar. Üç kişi öldü ve beş bina yıkıldı. Cesetlere ancak sabah ulaşılabildi.” 

1 Haziran’da Myanmar merkezli haber kuruluşu Mandalay Free Press, sivillere jirikopter saldırılarından nasıl korunabileceklerini anlatan bir afiş kampanyası yayımladı. Afişlerden birinde şu uyarı yer alıyordu: 

“Derhâl sağlam inşa edilmiş bir bomba sığınağına girin.” 

“Köylerden, kalabalık okullardan, manastırlardan, hastanelerden ve askerî üslerden uzak durun; çünkü bunlar hedef alınabilir.” 

İnsan hakları kuruluşları, saldırıların sonuçlarının insani yardım erişimine getirilen ağır kısıtlamalar nedeniyle daha da kötüleştiğini belirtiyor. 

Shayna Bauchner şöyle diyor: 

“Bu saldırılarda yaralanan ancak hemen ölmeyen insanların gerekli tıbbi bakıma ulaşabilme imkânı son derece sınırlı.” 

“Çoğu zaman doğrudan saldırıda ölenlerin sayısının daha düşük olduğunu duyuyoruz. Ancak daha sonra çok daha fazla insan, sağlık hizmetlerine ve yardıma erişemediği için hayatını kaybediyor.” 

Cunta, yürüttüğü baskı kampanyası kapsamında Myanmar’ın sağlık sistemini sistematik biçimde çökertti. Human Rights Watch’a göre darbe karşıtı hareketle bağlantılı 870’ten fazla sağlık çalışanı tutuklandı, özel hastaneler kapatıldı ve en az 263 sağlık tesisi saldırıya uğradı. 

Analistler ve insan hakları araştırmacıları, bu hava araçlarının uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiği yönünde sık sık suçlanan daha geniş kapsamlı hava saldırıları politikasının bir parçası olduğunu söylüyor. 

Bauchner şu değerlendirmede bulunuyor: 

“Ordu savaş suçları işlemeye devam ediyor. Sivillere yönelik hem kasıtlı hem de ayrım gözetmeyen saldırılar gerçekleştiriyor. Paramotor ve jirikopter saldırıları da bunun bir parçası.” 

Chaung U ilçesindeki bir festivali hedef alan hava saldırısında çocuklar da dâhil olmak üzere 40 kişinin öldüğü saldırının ardından bir binada meydana gelen hasar. Fotoğraf: Yebaw Hlyat Cee / Facebook aracılığıyla AFP/Getty Images 

Shayna Bauchner, cuntanın uluslararası alanda imajını düzeltmeye yönelik son girişimlere rağmen bu tür operasyonları sürdürdüğünü söylüyor. 

Su Mon ise önümüzdeki aylarda paramotor ve jirikopter saldırılarının ülkenin daha fazla bölgesine yayılacağını öngörüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, direniş gruplarının alçaktan uçan bu hava araçlarına karşı kendilerini savunma kapasitesinin son derece sınırlı olması. 

Su Mon şu değerlendirmeyi yapıyor: 

“Bunun sonucu yalnızca fiziksel tehlike değil, aynı zamanda derin bir psikolojik etkidir. İnsanlar sürekli güvensizlik hissi içinde ve sürekli korku altında yaşamaya mahkûm kalıyorlar.”