Sudan’daki çatışma dördüncü yılına girerken, Kordofan bölgesi ile Mavi Nil eyaleti, Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ve Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasında kontrol mücadelesinin yoğunlaştığı başlıca savaş alanları hâline geldi. El Ubeyd, Dilling ve Kadugli gibi stratejik şehir merkezleri, insansız hava araçlarının yoğun kullanıldığı ve ağır topçu ateşinin belirleyici olduğu bir savaşın ortasında kuşatma altındaki çatışma bölgelerine dönüştü. Bu cephe hatları hayati ikmal yollarını felç ederek, hâlihazırda dünyanın en büyük insani felaketi olarak nitelendirilen krizi daha da derinleştirdi.

Öte yandan İran savaşı sürerken, RSF ve SAF’ın Orta Doğu’daki bölgesel müttefikleriyle olan ilişkileri de daha karmaşık bir hâl aldı. Bu soru-cevap bölümünde ACLED Doğu Afrika Kıdemli Analisti Dr. Jalale Getachew Birru, bölgesel rekabetlerin çatışma dinamiklerini nasıl şekillendirdiğini açıklıyor ve önümüzdeki bir yıl içerisinde Sudan’daki savaşın nasıl bir seyir izleyebileceğine dair değerlendirmelerini paylaşıyor.

Sudan’da Taraflardan Herhangi Biri Askerî Zafere Daha Yakın mı?

Üç yıldır devam eden ve büyük çaplı yıkıma yol açan, ayrıca en az 59.000 kişinin çatışmalar nedeniyle hayatını kaybettiği savaşta, taraflardan hiçbiri kesin bir askerî zafere yakın görünmüyor.

SAF hâlen hava gücü, kurumsallaşmış komuta yapısı ve uluslararası tanınırlık açısından avantajlarını korurken; RSF ise Sudan’ın batısındaki üstünlüğünü sürdürmekte, SAF kontrolündeki bölgeleri kuşatma kapasitesine sahip olmakta ve sınır ötesi tedarik ağlarına erişim sağlamaktadır.

Hem SAF hem de RSF, bölgesel destekçilerinden elde ettikleri önemli askerî stoklara sahiptir. Ayrıca askerî operasyonlarını sürdürmek ve çeşitli milis grupları kendi saflarına çekmek için gelir üretmeye devam edebilmektedirler.

Bu nedenle mevcut güç dengesi, savaş alanında kesin bir sonuca ulaşılmasından ziyade uzun süreli bir yıpratma savaşına veya ülkenin uzun vadeli bir toprak paylaşımına doğru ilerlediğine işaret etmektedir (aşağıdaki haritaya bakınız).

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Orta Doğu savaşı, Sudan’daki mevcut güç dengesini değiştirebilir.

Eğer Orta Doğu’daki çatışma, RSF’nin en önemli destekçisi olan Birleşik Arap Emirlikleri’ni etkilemeye devam ederse, grup başlıca dış desteğini kaybedebilir ve zayıflayabilir.

Öte yandan SAF, Suudi Arabistan ve İran’dan aldığı desteğin bir kısmını kaybetse bile, İran savaşına doğrudan dâhil olmayan Mısır ve Türkiye’den destek almaya devam edebilir. Bu durum, SAF’ın dış destek açısından daha dirençli bir konumda kalmasını sağlayabilir.

Cephe Hatlarında Mevcut Durum Nedir?

Kordofan bölgesi artık SAF ile RSF arasındaki mücadelenin ana savaş alanı hâline gelmiştir (aşağıdaki haritaya bakınız). Bölge, Sudan’ın merkezini Darfur’a bağlayan kritik ikmal yollarının kesişim noktasında yer almaktadır.

RSF, müttefiki olan ve Abdelaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N Hilu) ile birlikte hareket ederek, 1 Aralık 2025 tarihinde Batı Kordofan eyaletinin tamamında kontrolü ele geçirdi. Bu süreçte bölgedeki son önemli şehir merkezi olan Babanusa kenti de RSF ve müttefiklerinin eline geçti.

Buna karşılık SAF, Şubat ayının başlarında Güney Kordofan’daki Kadugli ve Dilling kentleri üzerinde uzun süredir devam eden kuşatmayı kırmayı başardı.

Mavi Nil eyaletinde de yeni bir cephe hattı ortaya çıktı. Bunun nedeni, SAF’ın Aralık 2025’te komşu Etiyopya’yı RSF’ye askerî destek sağlamakla açıkça suçlaması oldu.

Mavi Nil eyaleti, Sudan’ın güneydoğu köşesinde yer almakta olup Sennar eyaleti, Etiyopya ve Güney Sudan arasında bulunmaktadır. Eyaletteki toprak kontrolü mücadelesi ağırlıklı olarak el-Kurmuk ve Bau bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.

RSF ile müttefiki SPLM-N Hilu güçleri, Mart ayının sonlarında el-Kurmuk bölgesinin merkezini ele geçirdi. Eğer RSF hem el-Kurmuk’u hem de Bau’yu kontrol altına alabilirse, eyalet başkenti ed-Damazin’e ilerlemek için önünde açık bir güzergâh oluşacaktır.

Yoğun çatışmalar ve sivil halka karşı ayrım gözetmeksizin uygulanan şiddet, Mavi Nil eyaletinde savaşın 2023 yılında başlamasından bu yana en ölümcül dönemin yaşanmasına yol açtı. Ocak-Mart 2026 döneminde en az 450 kişi hayatını kaybetti.

İHA’lar Savaşın Başından Beri Binlerce Sivili Öldürdü. İHA’ları Bu Kadar Ölümcül Kılan Nedir ve Taraflar Bunları Nasıl Kullanıyor?

2025 yılında insansız hava aracı (İHA) saldırılarında ölen kişi sayısı, savaşın başlangıcından bu yana herhangi bir yıldan daha yüksek seviyeye ulaştı (aşağıdaki grafiğe bakınız).

ACLED verilerine göre 2025 yılında gerçekleştirilen 515 İHA saldırısında en az 2.670 kişi hayatını kaybetti. Bu sayı hem savaşçıları hem de sivilleri kapsamaktadır.

Bu rakam, 2024 yılına kıyasla İHA saldırıları kaynaklı ölümlerde yaklaşık %600’lük bir artışa, saldırı olaylarının sayısında ise %81’lik bir yükselişe işaret etmektedir.

RSF ve SAF, ihtilaflı bölgeleri güvence altına almak, seferberlikleri kesintiye uğratmak ve rakiplerinin kontrolündeki bölgelere güç ve güvensizlik yansıtmak için İHA’lar kullanmaktadır. Savaş alanında İHA kullanımı, kara taarruzlarını mümkün kılan ve düşman savunmasını zayıflatan bir güç çarpanı hâline gelmiştir. Her iki taraf da rakiplerinin kontrolündeki bölgelerde hastaneler, barajlar, okullar, pazar yerleri ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin kampları gibi altyapıları hedef almaktadır. Bu da İHA’ları siviller açısından özellikle ölümcül kılmaktadır.

Bu şiddeti mümkün kılan unsurlardan biri de dış destektir. Mısır, Rusya, İran ve Türkiye SAF’a İHA teknolojisi sağlamıştır. RSF ise Etiyopya, Güney Sudan, Çad, Libya, Puntland ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ni içeren bölgesel geçiş noktaları ağı üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri’nden İHA’lar ve diğer silah sistemleri almıştır.

Komşu Ülkelerin Müdahalesi Çatışmayı Nasıl Şekillendiriyor?

Bütün komşu ülkeler, örneğin savaşan taraflara silah kaçırılması gibi yollarla çatışmaya dolaylı olarak dâhil olmaktadır. Ancak Mısır ve Etiyopya’nın daha önce düşünülenden daha fazla müdahil olduğu görülmektedir. Son raporlar, Mısır’daki bir üssün SAF’a ait İHA’lara ev sahipliği yaptığını ve RSF’nin ikmal hatlarını hedef alan İHA saldırılarında rol oynadığını; RSF’nin ise güçlerini eğitmek ve BAE’den askerî destek almak için Etiyopya’daki tesisleri kullandığını göstermektedir.

Mısır, SAF ile yakın ilişkilerini sürdürmüş ve Sudan’daki istikrarı, özellikle Nil havzası boyunca kendi güvenlik çıkarları açısından kritik görmüştür. RSF’nin Ekim 2025’te Kuzey Darfur’un başkenti el-Faşir’in kontrolünü ele geçirmesinden bu yana, Mısır’a ait İHA’lar Libya, Sudan ve Mısır üçgen sınırı üzerinden geçen bir ikmal hattında faaliyet gösteren RSF kamyonlarını hedef almıştır. Mısır’ın çatışmadaki rolü son aylarda daha da artmıştır; zira raporlar Mısırlı askerî yetkililerin Kordofan’da SAF’a yardımcı olduğunu göstermektedir.

Öte yandan Sudan’daki istikrarsızlık, Etiyopya’nın bölgedeki ulusal çıkarlarını da etkilemektedir. Buna, Nil Nehri üzerindeki ve Kahire’nin uzun süredir karşı çıktığı Büyük Etiyopya Rönesans Barajı da dâhildir. Addis Ababa daha önce Mısır, Sudan ve Eritre’yi, baraj inşasını aksatmak amacıyla Etiyopya’daki çeşitli isyancı grupları desteklemekle suçlamıştı. Dolayısıyla Etiyopya, bu üç ülkelik hizalanmaya karşı koymak amacıyla RSF’nin militan eğitimi için kendi tesislerini kullanmasına ve BAE’nin kendi toprakları üzerinden RSF’ye askerî destek ulaştırmasına izin vermiş olabilir.

RSF ve müttefikinin Mavi Nil eyaletindeki saldırısı sırasında, Mart 2026’da Sudanlı hükümet yetkilileri Etiyopya’nın RSF’ye doğrudan yardım ettiğini açıkladı. Bu, Etiyopya’nın Sudan savaşına müdahale etmekle kamuoyu önünde ilk kez suçlanmasıydı.

2026’da RSF veya SAF ile Bağlantılı Birçok Kişi ve Grup Uluslararası Yaptırım Listelerine Alındı. Bu Yaptırım Çerçeveleri Sudan’daki Çatışmayı Nasıl Etkileyebilir?

Bu yaptırımlar SAF’ın insan gücünü etkilemektedir. 9 Mart’ta ABD, İran’la bağlantılı olduklarını ileri sürerek Sudan Müslüman Kardeşleri’ni ve el-Berâ bin Mâlik Tugayı’nı terör örgütü olarak tanımladı. El-Berâ bin Mâlik Tugayı, birçok cephede SAF’ı destekleyen önde gelen İslamcı milislerden biridir. Gelişmiş silahlara ve Sudan genelinde konuşlandırılmış tahmini 20.000 savaşçıya dayanan grubun, Sudan hükümeti ve ordusu içinde orantısız bir etkiye sahip olduğu bildirilmektedir. Ancak SAF, Müslüman Kardeşler’in ordu üzerindeki etkisini defalarca reddetmiştir.

Son yaptırım dalgası, SAF üzerindeki Müslüman Kardeşler’le bağlarını koparma baskısının arttığı bir döneme denk gelmektedir. Eylül 2025’te ABD, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’dan oluşan Dörtlü, savaş sonrası kurumlarda Müslüman Kardeşler’le bağlantılı İslamcı grupların dışlanmasını içeren bir barış girişimi sundu. SAF bu girişimi ve el-Berâ bin Mâlik Tugayı ile diğer İslamcı milislerle iş birliğini sona erdirme çağrılarını reddetti; çünkü bu tür tavizlerin savaş cephesinde RSF’ye avantaj sağlayacağından endişe etmektedir.

Eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi’ni özellikle kapsam dışında bırakan terör örgütü tanımı, Sudan hükümeti üzerindeki baskıyı artırmaktadır. ABD’nin Sudan Müslüman Kardeşleri’ni terör örgütü olarak tanımlamasından sadece birkaç gün önce, SAF ile aynı çizgideki Halk Kongresi Partisi’nin bir lideri, güçlerinin İran topraklarına yönelik bir Amerikan veya İsrail kara saldırısına karşı Tahran’ın yanında yer almaya hazır olduğunu söylemişti.

Müslüman Kardeşler’in İran destekli ağlarla ilişkilendirilmesi sonucunda ABD, Sudan hükümetine verdiği desteği giderek daha fazla şekilde İslamcı milislerden resmen kopuş şartına bağlayabilir. Bu da SAF öncülüğündeki koalisyonu parçalayabilecek bir hamle olabilir. Aynı zamanda Sudan hükümetinin kararlı adımlar atmaması hâlinde ABD, bu tanımlamayı diğer İslamcı gruplara genişletme hakkını saklı tutabilir.

Bunun yanında terör listesine alınma kararı, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan gibi yeni ve eski müttefiklerle yapılacak silah anlaşmalarını daha da karmaşık hâle getirebilir.

Kaynak: ACLED