Başkan Donald Trump, bir NATO müttefikini kışkırtmak için yeni bir fırsat keşfetmiş olabilir. Beyaz Saray geçen yıl, Kopenhag’ın Grönland’ı Amerika Birleşik Devletleri’ne satmasında ısrar ederek Danimarka’yla ve diğer Avrupa ülkeleriyle büyük bir tartışma yaratmıştı.
Washington’ın bu kez gündeme getirdiği mesele, Arjantin’in doğu kıyılarının açığında bulunan ve Büyük Britanya’nın hak iddia ederek yönettiği bir adalar zinciriyle ilgilidir. Britanya’nın ve diğer ülkelerin çoğunun Falkland diye adlandırdığı, Arjantin’in ise üzerinde hak iddia ederek Malvinas adını verdiği bu adalar daha önce de büyük bir anlaşmazlık kaynağı olmuştur. Londra, 1699’dan bu yana Falkland Adaları’nda varlık gösteriyor ve geçen on yıllar boyunca Arjantin’in yanı sıra diğer Avrupalı sömürgeci güçlerin rakip hak iddialarına karşı koydu.
Trump, 31 Ağustos 2026’da adalarla ilgili Washington’ın resmî tutumunu gözden geçirdiğini açıkladı. ABD şu anda egemenlik anlaşmazlığının kendisi konusunda taraf tutmadan Londra’nın bölgedeki yönetimini tanıyor. Trump’ın açıklaması, ABD’li yetkililerin Britanya’yı askerî harcamalarını artırmaya zorlamak amacıyla Falkland politikasını “gözden geçirme” tehdidini kullanmak istediğine ilişkin basında çıkan haberlerin ardından geldi. Washington’ın en yakın müttefikine baskı uygulaması, bütün NATO üyelerinin bu adımı atması yönünde giderek artan ABD ısrarını vurgulayacaktır.
ABD’nin Falkland politikasında yaşanacak bir değişiklik, pek önem taşımayan, fazla bilinmeyen bir konu gibi görünebilir. Ancak durum mutlaka böyle değildir. Falkland-Malvinas anlaşmazlığı, istikrarsızlık yaratabilecek çeşitli unsurları öne çıkarıyor. NATO dayanışması, Avrupa emperyalizmi ve sömürgeciliğinin geride bıraktığı etkiler, ulusal egemenliğin meşru sınırları ve tarihsel mağduriyetlerin süregelen sonuçları gibi meselelerin tamamı burada devreye giriyor. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Trump’ın açıklamasını ülkesinin uzun süredir uykuda olan toprak talebini yeniden canlandırmak için şimdiden kullandı.
Başkan Trump’ın bu hassas meseleleri ele alırken son derece dikkatli olması gerekiyor. Grönland anlaşmazlığını beceriksizce yönetmesinin tekrarlanması, bu kez çok daha ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilir.
Falkland anlaşmazlığı 1980’li yıllarda bile trajik can kayıplarına neden olmuş ve ABD açısından büyük bir jeopolitik sorunu tetiklemenin eşiğine gelmişti. Britanya ile Arjantin arasında uzun süredir devam eden diplomatik çekişme, o dönemde Arjantin’i yöneten askerî cuntanın Londra’yla sonuçsuz müzakereler sürerken 2 Nisan 1982’de adaların işgal edilmesini emretmesiyle bir anda kapsamlı bir silahlı savaşa dönüştü. Britanya Başbakanı Margaret Thatcher da hemen ülkesinin silahlı kuvvetlerine işgalcileri adalardan çıkarma emri verdi.
Ronald Reagan yönetimi, giderek büyüyen anlaşmazlığın gerilimini düşürmeye ve taraflar arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı. Dışişleri Bakanı Alexander Haig nisan ayı boyunca birçok tur mekik diplomasisi yürüttü; ancak çabaları başarısız oldu. Yönetimin üst düzey politika yapıcıları, temel toprak anlaşmazlığında ABD’nin benimsemesi gereken tutum konusunda tamamen birleşmiş değildi; fakat Londra lehine belirgin bir eğilim vardı.
ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Jeanne Kirkpatrick, Arjantin’in iddiasına en fazla yakınlık gösteren kişi gibi görünüyordu. BM’deki görevi nedeniyle muhtemelen örgütün koridorlarında ve salonlarında önemli ölçüde Arjantin yanlısı veya daha büyük olasılıkla Britanya karşıtı görüşlerin dile getirildiğini işitiyordu.
Haig, ABD politikasında belli bir dengeyi korumaya çalıştı. Ancak katı bir Atlantikçi ve NATO destekçisi olan Haig, bekleneceği üzere nihayetinde Britanya’yı desteklemeyi seçti. Savunma Bakanı Caspar Weinberger ise tarafsız görünmeye bile çalışmadı. En başından itibaren Londra’yı güçlü biçimde destekledi.
Daha alt düzeydeki dış politika ve savunma yetkililerinin ezici çoğunluğu da Britanya yanlısı kamptaydı. NATO dayanışmasının devam ettirilmesinin önemini vurguluyorlardı. İttifakın en önemli Avrupalı üyesi ve genel olarak Washington’ın en kritik müttefiki olan Britanya’yı desteklememek, ABD dış politika çevrelerinin büyük bölümü açısından kabul edilemezdi. Bu grup, Arjantin yanlısı küçük politika yapıcılar topluluğunu hızla etkisiz hâle getirdi. Toprak anlaşmazlığının ayrıntıları ne olursa olsun NATO dayanışması üstün gelecekti.
Britanya’nın silahlı kuvvetleri, 14 Haziran 1982’ye kadar süren çatışmada Arjantinli rakiplerine karşı galip geldi. Demokrasi ve insan haklarını savunanlar açısından ilave bir kazanım olarak Buenos Aires’teki acımasız cunta iktidardan düştü.
Ancak 2 Mayıs’ta bir İngiliz denizaltısı Arjantin kruvazörü General Belgrano’yu batırdı ve 323 mürettebat öldü. General Belgrano saldırı operasyonları düzenleme emriyle hareket eden güçlü bir savaş gemisi olsa da Britanya’nın genel askerî güç bakımından sahip olduğu büyük üstünlük —nükleer cephaneliği de dâhil— göz önüne alındığında, özellikle Batı dışındaki eleştirmenler geminin batırılmasını gereksiz buldu.
Reagan yönetiminin bu kanlı olaya rağmen Britanya’yla yakın ilişkisini sürdürmesi, Washington’ın insan haklarına bağlılığının samimiyetine ilişkin yeni kuşkuları besledi. Savaşın genel can kaybı da önemsiz değildi. Aralarında 649 Arjantin askerinin bulunduğu 904 kişi hayatını kaybetti. Şaşırtıcı olmayan biçimde bu çatışma ve sonucunda yaşanan ağır yenilgi, bugün de Arjantin’de son derece hassas bir mesele olmayı sürdürüyor.
Trump’ın Falkland-Malvinas anlaşmazlığıyla ilgili ABD politikasını gözden geçirme planının bu kadar çirkin sonuçlar doğurması şart değildir. Üstelik kapsamlı bir politika incelemesi muhtemelen yerinde olacaktır. ABD, NATO dayanışması adına Britanya’nın tutumunu körü körüne desteklememelidir. Britanya da Arjantin de demokratik siyasi yapılar olduğundan, ülkelerden birinin tiksindirici bir diktatörlük olmasından kaynaklanan sorunlar 1980’li yıllardaki durumun aksine artık geçerli değildir.
Yine de Washington, politika değişikliğinin her iki tarafın iddialarının haklılığına ilişkin dürüst bir değerlendirmeye dayandığını gösterebilmelidir. Britanya lehine verilecek bir karar yanlış yönlendirilmiş NATO dayanışması duygusunun ürünü olmaması gerektiği gibi, Arjantin lehine verilecek bir karar da ABD’li yetkililerin Britanya’yı ve NATO’nun diğer Avrupalı üyelerini askerî harcamalarını artırmaya veya ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşı desteklemeye zorlama arzusundan kaynaklanmamalıdır.
Falkland-Malvinas anlaşmazlığı, Trump yönetimine ikincil fakat yine de önemli bir dış politika meselesinde daha dengeli ve olgun bir yaklaşım sergileme fırsatı sunuyor. Bunun yapılması, Grönland meselesinde ve yakın dönemdeki diğer olaylarda Washington’ın itibarına gereksiz yere ve kendi eliyle verdiği zararın bir bölümünü telafi edebilir.




