Fotoğraf: Esed rejiminin eski üst düzey güvenlik yetkililerinden Atıf Necib, 11 Ağustos 2026’da Suriye’nin Şam kentinde görülen bir duruşma sırasında. (Ammar Safarjalani/Xinhua via Getty Images)
11 Ağustos Salı günü Şam’daki 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ülkenin devrik devlet başkanı Beşşar Esed’i, kardeşi Mahir Esed’i ve başta Atıf Necib olmak üzere aileye hizmet etmiş yedi güvenlik görevlisini idama mahkûm etti. Sanıkların tamamı, 2011 yılında işlenen ihlaller ve suçlardan hüküm giydi.
Muaviye Siyasne için karar, 15 yaşında tutukluyken Necib’in karşısına çıkarıldığı günü yeniden hatırlattı. Necib, 2011 yılında Suriye’nin güneyindeki Dera’da Siyasi Güvenlik Şubesi’nin başındaydı. Siyasne, o dönemde devam eden Arap Baharı protestolarına ve Suriyeli diktatöre atıfta bulunarak Dera el-Beled’deki bir duvara “Sıra sana geldi doktor” yazmıştı. Bu sözler, Suriye devriminin ilk protestolarının başlamasına katkıda bulundu.
Artık yetişkin bir adam olan Siyasne, çocukken tutuklandığı günlerin acı hatıralarını hiçbir zaman unutmadı. “Siyasi Güvenlik Şubesi’nde bana ve diğer çocuklara işkence ettiler. Elektrik verdiler. ‘Şebh’ [bedenin bileklerden demir bir zincire bağlanarak asılması] yaptılar. Saatlerce duvarlarda asılı tuttular. Daha pek çok aşağılama ve küçük düşürme yöntemine maruz kaldık” diye hatırladı. “Bütün bu nefretin nereden geldiğini ise hiçbir zaman anlayamadık.”
Aradan 15 yıl geçti. Şimdi Necib demir bir kafesin içinde oturup dinlerken kurbanları konuşuyor.
Suriyeliler açısından Necib’in adı, rejimin devrime karşı gerçekleştirdiği ilk ihlallerle özdeşleşmiş durumda. Mart 2011’de, okul duvarına Esed karşıtı sloganlar yazan 15 öğrenciyi tutuklattı ve ağır işkence görmelerine neden oldu. 2008’den beri Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’ni yönetiyordu ve Esed’in anne tarafından kuzeni olması nedeniyle olağanüstü geniş yetkilere ve güvenlik teşkilatı içinde büyük bir nüfuza sahipti. Ardından başlayan barışçıl gösterilere karşı yürütülen güvenlik operasyonlarını da yönetti.
Siyasne, mahkeme önünde verdiği ifadeyi şöyle anlattı: “Atıf önce ‘Özgürlük Çocukları’ meselesiyle hiçbir ilgisi olduğunu kabul etmedi. Ben de o çocuklardan biriydim. Bunun üzerine şubede bulunan ve isimlerimizin yazılı olduğu belgelerle ifadelerimiz desteklendi. Bize boş kâğıtlara zorla parmak bastırmışlardı. Üzerlerine ne yazdıklarını ya da bunu bize neden yaptırdıklarını bilmiyorduk.”
“Hâkime her şeyi anlattım” diye devam etti. “Atıf’ın beni gözaltında tuttuğunu kanıtlayan belgelerim vardı. Ben konuştuktan sonra diğer çocuklarla birlikte 48 saat gözaltında tutulduğumuzu kabul etti. Bunun yalan olduğunu yüzüne söyledim. Bize nasıl işkence yaptıklarını ve beni Dera’daki bir güvenlik şubesinden diğerine nasıl naklettirdiğini anlattım.”
“15 yıl önce, daha çocukken beni tutukladı. Hayalim gerçek oldu ve onun yargılandığını gördüm. Şimdi Atıf’ı, Beşşar’ı ve Mahir’i darağacında görmek istiyoruz.”
Siyasne, bir zamanlar kendisini hapseden adamın karşısında durduğunda aynı anda iki duygu hissettiğini söyledi: Rejimin en kötü şöhretli isimlerinden birini sanık sandalyesinde görmenin sevinci ve yaklaşık 14 yıl süren Suriye devrimi boyunca öldürülen arkadaşlarıyla binlerce insan için duyduğu keder.
Hamza el-Hatib, Suriye devriminde öldürülen ilk çocuktu. Bir ay boyunca gözaltında tutulup ağır işkence gördükten sonra 25 Mayıs 2011’de Dera’daki Siyasi Güvenlik Şubesi’nin hücrelerinde hayatını kaybetti. Kardeşi Hüsam, kararın verildiği günü “Suriye’de geçiş dönemi adaletinin sabahı” olarak nitelendirdi.
Kardeşi New Lines’a, “Atıf Necib’in hak ettiğini bulduğunu görmek bizim için ve her Suriyeli için bir sevinçtir” dedi. Ardından şöyle devam etti: “Bu karar bir dönüm noktasıdır. Devrik rejimin isimlerine yönelik ilk büyük dava ve intikamı değil, hesap verebilirliği temel ilke hâline getiriyor. Bunlar savaş suçlarıydı, insanlığa karşı suçlardı. Necib, Emevi Camii’ne baskın düzenlenmesi emrini verdi. Ardından gelen ölümlerden ve çocuklara yapılan işkencelerden sorumludur. Bunların büyük bölümünde onun parmağı vardı. Mahkemenin kararı tarihî bir andır.”
El-Hatib, soruşturma ve yargılamaların kapsamının genişletilmesini ve davaların hızlandırılmasını, böylece ihlallerle suçlanan ve ellerinde Suriyelilerin kanı bulunan herkesin mahkeme önüne çıkarılmasını istedi.
Kardeşini öldüren Necib’in asılacağı gün orada bulunmak istediğini söyledi.
Adalet Sarayı’nın içinde kutlamalar, kararın açıklanmasından yalnızca birkaç dakika sonra başladı. Öldürülen çocukların anneleri ve diğer kurbanların yakınları koridorlarda zılgıt çekti. Yüzlerce kişi, öldürülen yakınlarının fotoğraflarını ve Suriye bayraklarını taşıyarak binanın önünde toplandı ve ayaklanmanın başlangıcını anmak üzere 2011’de ilk kez Dera’da duyulan sloganları attı.
Suriyeliler ayrıca Şam, Hama, Tartus, Lazkiye, İdlib ve Deyrizor sokaklarında yürüyüşler düzenledi. Kararı, rejimin suçlularına karşı bir hesap sorma ve yargılamaların resmen başladığının ilanı olarak gördüler.
Hama’dan devrimin en tanınmış şarkıcılarından Abdurrahman Ferhud, verilen cezaları geçiş dönemi adaletine doğru atılmış ilk adım, kurbanların dökülen kanının değerinin tanınması ve eski rejimle bağlantılı geriye kalan bütün suçluların yargılanmasına yönelik bir adım olarak nitelendirdi.
Ferhud, yabancı ülkelerin hükümetlerine, rejimin aranan güvenlik görevlilerini yargılanmaları için Şam’a teslim etme çağrısında bulundu.
Kararın ardından sokaklarda yaşanan coşku, insan hakları aktivistlerinin eleştirileriyle tezat oluşturdu. İzleme kuruluşu Syria Justice and Accountability Center, davanın tarihî olduğunu ancak “adalet sistemindeki, [Necib’in] adil yargılanma hakkını muhtemelen tehlikeye atan ciddi kusurları açığa çıkardığını” belirtti. Kuruluş bunlar arasında yargılamanın aceleye getirilmesini, kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgisi olmayan tanıklıkların dinlenmesini ve savunma avukatına yönelik tehditleri sıraladı. Human Rights Watch’un Suriye araştırmacısı Hiba Zayadin ise adliye binasının dışındaki görüntülerin “15 yıllık acıyı ve uzun zamandır esirgenen adaleti yansıttığını” söyledi; ancak kuruluşun idam cezasına karşı olduğunu ve Necib’in temyiz sürecinin “adil yargılanma standartlarını” karşılaması gerektiğini belirtti.
Suriye Adalet Bakanlığı ise kararı savunarak yargılamaların uzmanlaşmış bir sivil ceza mahkemesi önünde, yetkin hâkimler tarafından ve mağdurlar ile temsilcilerinin katılımıyla, hukuki usullere uygun biçimde gerçekleştirildiğini açıkladı. Bakanlık, yargılama sürecinde anayasal ve hukuki güvencelerin yanı sıra uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukukunun ilgili kural ve ilkelerine riayet edildiğini belirtti.
Hama doğumlu, 30’lu yaşlarındaki Muhammed, kararın Esed’in devrilmesinden bir buçuk yıldan fazla bir süre sonra gelmesi nedeniyle geç kaldığını düşünüyordu. Ülkenin dört bir yanındaki insanların kendilerinden alınanları geri alabilmesi için hükümetin daha hızlı hareket etmesini istiyordu.
Yine de kararın hukukun üstünlüğünü yeniden merkeze yerleştirdiğini ve mağdurların mahkeme dışındaki yöntemler yerine mahkemeler aracılığıyla haklarını aramasına imkân verdiğini söyledi. İnsanları tutuklayan ve evleri yağmalayanlardan öldürenlere, katliam yapanlara ve mülkleri yok edenlere kadar Suriyelilere zulmeden herkesin sonunda adaletle karşılaşmasını umduğunu ifade etti.
Şamlı, 60’lı yaşlarındaki Amir ise idamların şehrin meydanlarında, evlatlarını kaybeden ve evlerinin yıkılışını seyreden kurban yakınlarının gözleri önünde gerçekleştirilmesi gerektiğini savundu. Suriyeli ailelerin yerlerinden edilmesine sebep olan bütün faillerin, gerek Suriye’de gerekse yurt dışında takip edilmesini istiyordu. Amir, “Beşşar Esed ve kardeşi Mahir burada, Şam’ın meydanlarında hesap vermeden sevincimiz tamamlanmayacak” dedi.
Suriye sosyal medyası, karar okunurken sanık sandalyesinde oturan Necib’in görüntüsünün yanına yerleştirilen sivil kurbanların ve Hamza el-Hatib’in fotoğraflarıyla doldu.
Kaynak: newlinesmag.com



